• +533 460 2412
  • This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.
  • 7/24
  • Nazi Almanyası'ndan Kaçan Matematikçiler: Kaderleri ve Küresel Etkileri

    Evet, büyük gün geldi çattı. Yani "Werner Romberg Türkiye'de" adlı makalemde durumu açıklamıştım. Hemen bir özet geçmem gerekirse, Atatürk'ün 1933'teki Üniversiteler Reformu sırasında Nazi Almanyası'ndan kaçan bilim adamları Türkiye'ye gelir. Bu, Atatürk için eşi bulunmaz bir fırsattır ve hemen akademisyenlerin müracaatlarını kabul eder. Buraya dikkat: Almanya'da istenmeyen Musevi akademisyenleri sadece Türkiye kabul ediyor. Çünkü diğer ülkeler Hitler korkusu yüzünden reddediyor. Amerika bile (Bkz. "Atatürk dünyanın korktuğu Hitler'e nasıl meydan okudu?"). Fakat 1 yıl sonra aklı başına gelen Hitler, Atatürk'ten Yahudi bilim adamlarını geri istiyor. Diyor ki, "Gönderin onları bana, ben size daha iyisini göndereceğim!". Tabii ki Türk Hükümeti göndermiyor, ama Hitler son ana kadar uğraşıyor. Hatta 1940'larda Gestapo'yu gönderiyor. Onlar da aynı istekte bulunuyor: "Onları gönderin!". Ancak Türk Hükümeti bunlara da dayanıyor ve yine göndermiyor (Bkz. "Hitler istedi ama Atatürk Yahudi profesörleri vermedi").

    Almanya'dan kaçan bilim adamlarından bir kısmıyla Zürih'te "Yurtdışındaki Alman Bilim Adamları Yardım Cemiyeti" adlı bir dernek kurulur ve başına Philip Schwartz getirilir. Schwartz'ın teklifiyle Göttingen Üniversitesi'nden matematikçi Richard Courant, matematikçi ve fizikçi Max Born (Nobel ödüllü) ve fizikçi James Franck (Nobel ödüllü) Türkiye'ye gelir. Üçü de Göttingen Üniversitesi'nden arkadaştırlar ve ağır toplardırlar. Bunlardan Richard Courant İstanbul Üniversitesi'nde Uygulamalı Matematik Enstitüsü için bir rapor hazırlar ve raporun sonunda enstitünün, özellikle matematik ve fizikte, birkaç yılda Avrupa standartlarına getirmenin mümkün olmadığını söyler. Bunun üzerine Türk Hükümeti enstitünün başına dünyaca ünlü birinin getirilmesinde ısrar eder. Richard Courant, Berlin'deki Uygulamalı Matematik Enstitüsü yöneticisi 50 yaşındaki Richard von Mises'i teklif eder. Von Mises, 1933-1939'da burada görev yapar ve 1943'te evleneceği Berlin'deki asistanı Hilda Geiringer'in de 1934-1939'da burada görev yapmasına neden olur. 1940'ta Almanya'dan gelenlerin ayrılması üzerine yerlerine genç elemanlar gelir. Örneğin, 1941'te Geometri Kürsüsü'ne Patrick Du Val gelir ve 1949'a kadar görev yapar. Cebirsel bir yüzeyin "Du Val tekilliği" kavramı ondan sonra adlandırılır. Aynı şekilde, Cahit Arf, Helmut Hasse'den ayrılıp İstanbul'a döndükten sonra kuadratik formlara çalıştı ve "Arf Halkaları, Arf Kapanışı, Arf İnvaryantı" adıyla anılan yeni keşiflerde bulundu. Yani İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü'ndeki kıpırdanmalar tam da Almanlar'ın ayrılmasıyla birlikte başladı (Bkz. "İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümü Tarihçesi").

    Werner Romberg geliyor!

    Werner Romberg (1909-2003) ülkemize gelmiş değil; çünkü onun hikayesi farklı. Romberg 1933'te Nazi zulmü nedeniyle Münih'ten Dnipro'ya kaçar. Fakat Hitler, 12 Mart 1938'te Avusturya'yı ilhak edince dikkatini şimdiki Çekya'ya yöneltir, dolayısıyla Mayıs 1938'de Oslo'daki arkadaşı Hylleraas'a yardım edebilmek için Varşova'dan Prag'a geçer. Ancak Hitler'in Münih Antlaşması nedeniyle burayı da işgal edeceğini anlayınca 20 Kasım 1938'te de Prag'tan Oslo'ya uçar. Hitler'in durmaya niyeti yoktur. Nitekim Weserübung Operasyonu 9 Nisan 1940'ta devreye sokulunca Oslo da saldırılardan nasibini alır ve bu yüzden Oslo'dan Upsala'ya kaçar. 1940-1944 arası burada kalır ve 1944'te Oslo özgürlüğüne kavuşunca geri döner. Burada Hylleraas'ın asistanı olarak resmi bir pozisyon alır ve 1947'de Norveç vatandaşı olur.

    Daha sonra Norveç Bilim ve Teknoloji Enstitüsü Tröndheim'da olduğundan buraya yerleşir ve orada kuzey ışıkları altında Nümerik İntegral'deki o ünlüyü katkıyı yapar. DKNVS, bu ünlü katkıyı yazar. 14 Şubat 1955'te yapılan toplantıda sunum görevi NTH'deki (ki şimdi NTNU) Matematik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Sigmund Selberg'e verilir ve 28 Nisan 1955'te de Komisyon Başkanı F. Bruns Bokhandel'in onayıyla, "Vereinfachte numerische Integration (Basitleştirilmiş Nümerik İntegral), Norske Vid. Selsk. Forh. (Trondheim) 25 (1955) 30-36" adıyla tüm dünyaya duyurulur.

    Şimdi Romberg'in bu tezine takla attıran çalışmayı aşağıdaki dosyamda bulabilirsiniz. Bakın bakalım, Romberg Türkiye'ye gelmiş mi?

    Romberg İntegrali Kronolojim 3:

    Bölüm 1: Trapez Metodu'nun Geometrik Yorumu ve Sonuçları, S. 1-19.

    Bölüm 2: Romberg Metodu'ndaki Algoritmalar İçin Ekstrapolasyonlar, S. 20-33.

    Bölüm 3: Matematik Programları ve Demoları, S. 34-39.

    Bölüm 4: Ekler, S. 40-58.

    Not: Dosya boyutu 29081 KB olduğundan Microsoft Edge açmaya çalışırken çöker. Yani büyük boyutlu PDF dosyalarında Microsoft Edge'te çökmeler yaşanıyor. Buna göre büyük boyutlu PDF dosyalarını gözatıcıda okurken Chrome ve Microsoft Explorer'ın kullanılmasını tavsiye ederim!

    Ben size ne demiştim; Romberg'i Türkiye'ye getireceğim. Çünkü 2016'dan bu yana biricik amacım bu idi!

    GÜNCELLEME

    11.02.2020, 11:00.

    Bu kronolojik çalışmamı 21 Ocak 2020'de yayımlamıştım, ama Werner Romberg'in 5 Şubat 2020'de 17. Ölüm Yıldönümü sözkonusu olunca bu sefer daha yetkin bir çalışma içine girmek zorunda kaldım.

    Romberg ve BenSolda Romberg (Aralık 1988) ve sağda ben (İstanbul Arkeoloji Müzesi, M.Ö. 1-M.S. 1. yy. Roma Heykelleri Bölümü, 23.07.2005, 15:10). Yani bu görüntüm, Romberg İntegrali Kronolojim 3'te sözüne ettiğim E-ATA 1 Algoritmaları'nı yazdıktan, özellikle Tablo 2.4'te geçen tarihten 2 yıl sonraki halimdir. Posseidon'un ayıplı bölgesini RTÜK gereği kapattım.

    Güncellemeye sadece "1.7.3 Romberg'in Örnekleri"ni ekledim ve bir Önsöz yazdım. Bunun dışında, Romberg İntegrali Kronolojim 3 adlı PDF dosyam güvenlik nedeniyle tüm işlemlere kapalıdır; sadece yüksek çözünürlüklü yazdırma işlemini yapabilirsiniz ve bu dosya 59.2 MB olduğundan Microsoft Edge ile açmanızı önermem. Çünkü çöküyor. Bunun dışındaki bir gözatıcı (Microsoft İnternet Explorer, Mozilla Firefox, Google Chrome vb.) ile açmanız gerekir!

  • AMENHOTEP II, Giza Piramitleri'ni Anarken!

    AMENHOTEP II'nin rölyefi, Luksor Müzesi.

    AMENHOTEP II'nin rölyefi, Luksor Müzesi. Majesteleri burada Sfenks Stelası'na göre tasvir edilmiştir. O genç bir adam olarak atletik yetenekleriyle tanınıyordu. En büyük atletik yeteneklerinden biri, dizginleri beline bağlı şekilde araba sürerken 20 RC uzaklıktaki ve 1 El genişliğindeki Asya bakırından yapılma 4 hedefi oklarıyla vurmasıydı. Sonra Majesteleri MONTU (Savaş Tanrısı) gibi arabasında göründü, yayını ve aynı anda 4 okunu tuttu. Kuzeye doğru yürüdü, savaş kıyafetinde onları MONTU gibi vurdu ve okları arkadan çıktı. (ki burada bir hedefi 5 okuyla nasıl vurduğu ve onların hedefin arkasından nasıl çıktığı resmedilmiştir). Bu, daha önceden hiç yapılmamış ya da duyulmamış bir şeydi: Bakır hedefi vuran ve yere düşen bir ok-Kral hariç...

    "Gençken Memfis'te atları yok etti ve HOR-EM-AKHET (Büyük Sfenks) Tapınağı'nda durdu. Orada (arabasıyla) dolaşırken Saygıdeğer KHUFU ve KHAFRE'nın Tapınakları'nın güzelliğine bakmak için epey bir süre harcadı. Kalbi isimlerini tutmaya can attı, ve kalbine yerleştirdi.

    Sonra Majesteleri o yeri hatırladı; kendisinin hoşlandığı HOR-EM-AKHET Piramitleri'nin komşuluğunda ve oraya bir Tapınak dikilmesini, ve kireçtaşından yapılma bir stelanın dikiminin yapılmasını emrettiği, ki içine büyük ismi AA-KHEPERU-RA yazılan, yeri. Sonsuza dek hayat verilen Sevgili HOR-EM-AKHET.", AMENHOTEP II'nin Sfenks Stelası: "Selim Hasan: The Great Pyramid of KHUFU and Its Mortuary Chapel, S. 3" ve "Selim Hasan: The Great Sphinx and Its Secrets, S. 76-77"

    Stelada geçen tüm bu olaylar AMENHOTEP II'nin, resimde görüldüğü üzere, "chariot" denilen bir çift tekerlekli ve bir çift attan oluşan arabasıyla (ki normalde tek at konulurken kendisi tahtın varisi bir Prens olduğu için bir çift atla güçlendirilerek dönemin F-35'ine dönüştürülmüştür. Bkz. "Mid-18th Dynasty Rulers, S. 10". 12 sayfada da Sfenks'in yanındaki Tapınağı görülmektedir) Memfis'ten Giza Piramitleri'ne sürdüğü gençliğinde olmuştur. O, sadece gençliğinde arşınladığı Giza Piramitleri ve Tapınakları'nı yaşlılığında tahtındayken hatırlıyor ve bunu yazdırttığı bir kireçtaşı stelasında bildiriyor. Stelada KHUFU ve KHAFRE'nın isimleri geçerken MENKAURE'nın ismi geçmez; ama MENKAURE Piramiti'ni ve Tapınağını da gördüğü açıktır. İşte bu sonuçla, AMENHOTEP II'nin döneminde Giza Piramitleri hakkında tarihi bilgilerin çok az olduğunu, dolayısıyla unutulmaya yüz tutmuş olduğunu anlıyoruz. Bu nedenle Selim Hasan, steladaki metne göre "HOR-EM-AKHET'in Piramitleri" açıklamasında bulunur (ki bu isim daha sonra THUTMOSE IV'ün "Rüya Stelası"nda da geçer. Buna göre "HOR-EM-AKHET", "Ufkun üstündeki HORUS" anlamına gelmekle birlikte "Sfenks" olarak anılır).

    Burada AMENHOTEP II'nin, kendi zamanında unutulmuş Firavunlardan KHUFU, KHAFRE (ve MENKAURE) isimlerini canlandırması, bana Eski Mısır'daki "ölen bir kimsenin adını söylemek demek, onu yaşatmak demektir" atasözünü hatırlattı. Çünkü Eski Mısır'da ölen bir kimsenin adının söylenmesiyle, o kişinin yaşadığına inanılırdı. Metinden anlaşıldığına göre, AMENHOTEP II'nin bu işi yapmadan önce bu isimleri hafızasına değil kalbine yerleştirmesi gerekiyor (Bkz. "UNAS Piramiti Metinleri"). Onun bu isimlerden hoşnut olduğunu göstermekle birlikte, Eski Mısır'da düşünme organının beyin değil kalp olduğunu gösterir (ki mumyalamada beyin ve tüm iç organlar çıkarılırken kalp yerinde bırakılıyordu). Eski Mısır'daki bu inanış daha sonra tüm Kutsal Kitaplar'a aynen geçmiştir. Yine, "Ahret" düşüncesi onlardan bize miras kalmadır (Bkz. "Büyük Piramit"). Eğer Eski Mısır'dan bize intikal eden diğer mirasları saymaya kalkarsam, korkarım ki Erbakan Hocamızın dediği gibi donumuzu bile alırlar!

    Steladan bir diğer öğrendiğimiz bilgi, AMENHOTEP II'nin, babası THUTMOSE III gibi uzun boylu ve atletik yapıya sahip şampiyon bir sporcu olduğudur (Bkz. Yukarıdaki rölyefin altındaki açıklamalara). Yani onlar (AMENHOTEP III, AMENHOTEP II, THUTMOSE IV) babadan kalma genetik bir miras olarak hepsi "Şampiyon Firavun" idiler. Aynı şekilde, Agon Rodriguez'in hazırladığı şu çalışmada görüldüğü üzere KHAFRE ve MENKAURE da şampiyon idiler:

    Daha sonra AMENHOTEP II'nin Giza Piramitleri'ndeki bu çoşkusu oğlu THUTMOSE IV'e geçti ve o da, Büyük Sfenks'in altında gördüğü bir rüya sonucu kral olacağını öğrenince, Sfenks'in pençelerinin arasına "Rüya Stelası"nı diktirtti (Bkz. "Sfenks'in Gözleri/Bölüm 3: Adı Olmayan Dünya Harikası/Sfenks'in Gözü", S. 282-289.

    Linki tıkladığınızda karşınıza steladan alınma şu metin çıkar:

    "Bana bak, başını kaldır ve gözlerini bana çevir, oğlum THUTMOSE. Ben senin baban AA-KHEPERU-RA-ATUM'um. Sana hükümdarlık... Mısır'ın zenginliklerini vermek istiyorum. Bütün ülkelerin vereceği haraçlar da senin olacak. Uzun yıllardan beri yüzün sana çevrili, kalbim de seninle dolu. Üstünde durduğum çölün kumu beni sıkıyor. Dileğimi yerine getireceğine söz ver..."

    Fakat bu metindeki, dini metinlerdeki gibi, THUTMOSE IV ile konuşan Sfenks'i (AMENHOTEP II) idrak etmek kolay değildir. Ben size bunu şu şekilde çevireyim: Her bir Firavun hem bir Tanrı hem de bir Kral yani Tanrı-Kral (God King) olduklarından Sfenks'in yani AMENHOTEP II'nin THUTMOSE IV ile konuşmasından daha doğal ne olabilir ki!).

    KHAFRE Piramiti'nin Planı Hakkında

    Giza Piramitleri'nde sayısız soygun ve kaçak kazı yapıldı. Ama bu piramitlerin içinde hazine yoktu; hazineden daha değerli bilgi vardı. Çünkü bilginin ömrü sonsuz idi. Bu nedenle, KHAFRE ve MENKAURE Piramitleri inşaa edilirken Büyük Piramit'in Master Planı'ndan yararlanıldı. Güya yapımı tamamlanan Büyük Piramit tüm ziyaretçilere kapatılmıştı. Ama her 2 piramitin ana ve iç tasarım planlarını çıkartmış biri olarak şunu söyleyebilirim ki, piramit yapımcılarının her 2 piramitte sanki KHUFU'yu anmak için bir yarış halinde olduklarını gördüm.

    Peki bu nasıl oldu?

    M.Ö. 2700'lerde KHUFU'nun babası SNEFRU, Meidum ve Daşur'da olmak üzere 3 tane piramit yaptırır. Bunlardan Medium'daki piramit ve Daşur'daki Bent Piramiti mühendislik hataları yüzünden çökünce Bent Piramiti'nin kuzeyine Kızıl Piramit yapılır. İşte bunlardan "Eğik, Eğri, Yamuk, Bükük, Çifte Eğimli vs." olarak anılan ve "Bent Piramiti" olarak bilinen piramit ilkin ZOSER'in piramiti gibi basamaklı olarak inşa edilmiş ve sonra bu basamakları düz bir piramite çeviren taşlar konulduktan sonra belli bir yükseklikteyken birkaç katman çözüldü ve piramit içe-dışa doğru çökmeye başladı. Piramit yapımcıları, bu noktadan sonra eğimi düşürerek piramiti tamamlamışlardır (Bkz. "Lanetli Piramit"). Meidum'daki piramitte ise tam bir facia oldu. Bu piramit de ilkin basamaklı olarak yapılmış ve düzleştirildikten sonra kilit taşları soyulunca sadece çekirdeği kaldı. SNEFRU'nun piramit yapımcıları, bu facia üzerine 3. piramit yapımına geçtiler. Ben bu piramitte çalıştım ve piramitin batı tarafındaki azalan koridorda bu durumu bizzat gördüm. Onlar piramitteki kısmi göçmeler sonrasında bile batıdaki azalan koridoru çaresizce tamamlamaya çalışmışlar. Azalan koridor çökmeden sonra eğimi biraz artırılarak (ki eğimin değiştiği noktada herhangi bir kırıklık yoktur) tamamlanmıştır. İşte böylece Kızıl Piramit Bent Piramiti'nin 2. parçasındaki eğimi baz alınarak sağ salim tamamlandı. Yani Bent piramitinin 2. parçasındaki eğim onlar için güvenilir olmuş (ki eğim artıkça piramit yapımı zorlaşıyordu) ve mimarlık-mühendislik hataları da giderilerek Kızıl piramit yapılmıştır. Bu piramit KHUFU'nun Büyük Piramiti için bir prototip idi. Çünkü bu piramit, dünyanın ilk gerçek piramitiydi ve bu sefer düz duvarları ve bindirme tavanları (ki bunu Büyük Piramit'teki Büyük Galeri'de görebilirsiniz) kusursuz yapılmıştı.

    Peki bu piramitleri yapanlara ne oldu?

    Ölenler öldü ama sağ kalanlar yani Survivallar, bir sonraki piramit yapımında çalıştı ya da çalışamayacak durumda iseler miraslarını bir sonraki nesle aktardılar. Bu konuda 40 yıldır Giza Piramitleri'nde çalışan Amerikan arkeoloğu Mark Lehner, SNEFRU'nun Bent Piramiti'nin sadece piramit yapımını değil, bütün bir Mısır toplumunun hayatını şekillendirdiğine inanıyor ve şunu söylüyor: "SNEFRU, büyük başladı. KHUFU da, orada daha büyük bir tane yaptı."

    İşte Giza Piramitleri bu şekilde yapıldı. Yani KHAFRE Piramiti'nde Büyük Piramit'in izlerini görünce şaşırmayın. Ama yine de KHAFRE'nın piramit yapımcılarının Büyük Piramit'in içine girip, orada ölçümler yaptıklarına dair garip bir his var içimde!

    İtalyan Mimarların Peşinde Bir Ömür!

    KHAFRE Piramiti'nin planına gelince, John Legon'un 1989'daki "The Design of The Pyramid of Khaefre" ve Leon Cooper'ın 2004'teki "Ancient Egyptian Pyramid Design: The Khafre (aka Chephren) Pyramid" çalışmalarından piramit hakkında iyi-kötü bir fikrim vardı. Ama benim esas aradığım çalışma, İtalyan mimarlar Vito Maragioglio-Celeste Rinaldi'nin 1966'daki çalışmaları olan "L'Architettura delle Piramidi Menfite Parte V: Le Piramidi di Zedefra e di Chefren, TESTO&TAVOLE" idi. İnanın bana, bu parçadaki kitapları 2004'ten beri aradım ama ulaşamadım. Bu kitapları bulabilmek için bir takla atmadığım kalmıştı. Durum o kadar vahimdi yani.

    Büyük Piramit'te ilk çalıştığım zamanlarda (2004) Perring, Smyth, Petrie vb. araştırmacıların çalışmalarından yararlanır ve www.gizapyramids.org sitesinin kütüphanesinden aldığım "L'Architettura delle Piramidi Menfite Parte IV, Testo&Tavole" kitaplarını ise bu çalışmaları anlamak için kullanırdım. Yani ölçümlerde piramitteki uzunluk birimi olan RC'nin hassaslığı M ile BI arasında olduğundan Maragioglio-Rinaldi'ye güvenmem mümkün olmuyordu. Çünkü güvence için MM'lik ölçümler gerekiyordu. Örneğin Petrie, Büyük Piramit'teki Antechamber'ın girişindeki çatının uzunluğunu 52.02 BI olarak ölçerken yüzde bir İnç yani 0.254 MM'lik hassaslıkta ölçmüştür. Bu derecedeki bir hassaslıktaki ölçüm ne Petrie'den önce ne de ondan sonra yapılamadı. İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz, Petrie'nin Büyük Piramit'te aldığı 52.02 BI=1.321308 M ölçüsü KHAFRE piramitindeki yükselen koridorun girişinde ve üst azalan koridorun sonunda ya da yatay koridorun girişinde 1.32 M olarak 2, hatta 3 kez geçer (Bkz. TAV. 7/fig. 1 ve TAV. 9/fig. 1. İkincisinde 1.32 M yazmaz ama yatay koridordaki kapıda alınan 1.18+0.65=1.83 M yüksekliği ve koridor sonundaki yani yükselen koridorun başındaki 51 CM'lik çatı yüksekliği gözönüne alınırsa yükselen koridorun düşeydeki yüksekliğinin 1.32 M olduğunu anlarsınız. Ayrıca yükselen koridorun ilk parçasının sonunda 1.34 M yazılmıştır ama bu da 1.32 M olacak idi). Peki, ben az önce ne demiştim? KHAFRE ve MENKAURE piramitleri yapımcılarının sanki KHUFU'yu anmak için bir yarış halinde olduklarını söylemiştim. Yani KHAFRE ve MENKAURE piramitlerinde Büyük Piramit'teki sonuçları görünce şaşırmamız gerekiyor!

    Her neyse, ben İtalyan mimarların anılan kitaplarını her yerde harıl harıl aradım ve bu girişimlerin ancak son zamanlarda sonuç vermeye başladı. Şu şansa bakın ki Meretseger'e "Facsimile of the Rhind mathematical papyrus" kitabının fiyatı için bir e-posta yollamıştım ve bana anında (03.09.2017, 21:36) yollanan yanıta göre 800-950 Euro olduğunu ama 2014 ve Temmuz 2016'da birer kopyasının satıldığını ve ellerinde hiç kopya kalmadığını bildirdiler. Bu nedenle bana T. Eric PEET'in "The Rhind Mathematical Papyrus, British Museum 10057 ve 10058" kitabını önerdiler; ama kabul etmedim. Çünkü ilkindeki baskı, kalite ve çeviriyazılar şimdiye kadar gördüğüm en mükemmeliydi. Tabii Meretseger'e üye olduğum için oradan bana düzenli e-postalar geliyordu ve bunlardan birinde "L'Architettura delle Piramidi Menfite Parte II-VIII" seti gözüme takılmıştı ama o da satılmıştı. Bu set, AbeBooks'a göre 2657.56 $ ve Nadir Kitap'ta ise 15444 TL idi (ki Nadir Kitap, bana bu setin satıldığını 10.08.2019, 15:43'te bildirdi).

    Az önce belirttiğim gibi İtalyan mimarları ilk kez 2004'te Büyük Piramit'te çalışırken anılan sitenin "All Publication (by Author)"teki "L'Architettura delle Piramidi Menfite IV, TESTO&TAVOLE" kitaplarıyla tanımıştım. Bu kitaplardaki ilk izlenimim, Maragioglio-Rinaldi'nin sanki Petrie'yi doğrularcasına çalışmalar yaptıkları yönündeydi. Ama KHAFRE ve MENKAURE Piramitleri'ndeki diğerlerinin çalışmalarının kısmi olduklarını görünce bende ister istemez bu sete sahip olma arzusu ortaya çıktı. Yani beni İtalyan mimarlarla bir araya getiren şey, işte bu zorunluktan başka bir şey değildi. Şu şansa bakın ki bu sette aradığım V ve VI. parçalardaki kitapları 18.08.2019'da Alain Dautant'ın kütüphanesinde buldum. Yakın bir zamanda II ve III parçalarındaki kitapları oradan aldığım için ara sıra kütüphaneye uğruyordum çünkü. Yani bu çalışmaları yapabiliyorsam eğer, bu, Alain Dautant sayesinde oldu ve büyük bir masraftan ve ıvır zıvır işlemlerden kurtardı. Bu nedenle Alain Dautant'a teşekkür etmeyi bir borç bilirim! Hayır, İtalyanlara teşekkür etmiyorum. Çünkü çektiğim eziyeti Maragioglio-Rinaldi gördü!

    Fakat tüm bunlardan daha ilginç olan şey ne biliyor musunuz? İtalyan mimarlar, Mısır Piramitleri'ndeki araştırma sonuçlarını 1963-1977'de "L'Architettura delle Piramidi Menfite (Memfis Piramitleri'nin Mimarisi) Parte I-VIII" adlı kitaplarına yazdılar ve bu set ilk kez Vito Maragioglio 20.02.1976'da ve Celeste Rinaldi 05.03.1977'de öldükten sonra yayınlandı. Bu arada, her ikisine de öteki tarafta rahatlıklar ve burada da bizi ışıklarıyla aydınlatmasını dilerim!

    KHAFRE Piramiti'nin Planındaki Kritik Noktalar

    Piramitin planını Maragioglio-Rinaldi'nin TAV. 6'sındaki fig. 10 Sezione S-N çiziminde "Eski Mısır Kübitine (RC) Göre KHAFRE Piramit'nin Kuzey-Güney Kesitindeki Planı, 28.04.2020, 20:06" olarak verdim (ki bu plan orijinalde LR 6'dadır). Orada sadece genel bir plan var ve oradaki her bir yapının ayrıntılı planını (yakın plan) ilerleyen günlerde vereceğim. Yani sizin oradaki verileri anlayabilmeniz için yakın planlara ihtiyacınız vardır. Örneğin bu genel plandaki alt azalan koridor için verilen sonuçlar sizi şaşırtabilir; ama yakın planda (LR 8) bu sonuçların nasıl ortaya çıktığını teker teker gösterdim. Bu nedenle içiniz rahat olsun. Buradaki kritik nokta, yükselen koridorun 2. parçasındaki bulguma göre alt azalan koridordaki 34.15 Mx(3.57 M/9.70 M)=23.99461574...~24 RC seviyesidir (ki eğer bu sonucu görmemiş olsaydım, o zaman böyle bir şeye hiç kalkışamazdım. Yani planın çıkış noktası budur).

    Fakat bu plandaki esas kritik nokta şudur: Maragioglio-Rinaldi, "TAV. 9/Fig. 1 SEZIONE S-N GUARDANDO AW" çiziminde soldaki yükselen koridorun ilk parçasının sonunda koridorun düşey yüksekliğini 1.34 M, paralelkenar şeklindeki yapının yüzünün uzunluğunu 1.23 M ve onun tepe noktasından küçük yatay koridorun zeminine kadar yaklaşık 1 M olarak ölçtüklerini bildiriyor. Bu yüksekliklerin toplamı 3.57 M iken 2. parçanın yüksekliği 3.55 M'dir. Legon, anılan çalışmasında 2. parçanın yüksekliğini 22° lik eğim açısına göre 3.63 M olarak alır. Fakat yapımcılara göre bu, 3.57 M civarında bir sonuç idi. Çünkü orada bir yapım hatası vardı. Bu hata hakkında gerekli açıklamayı planda verdim.

    Şimdi tüm sorun bu 3.57 M'nin ne olduğu idi. Çünkü bu seviye hem yükselen koridorun 2. parçasında, hem alt azalan koridorda ve hem de üst azalan koridorda geçerliydi. Bu nedenle hem alt azalan koridorda hem de üst azalan koridorda bu belirsizliği giderebilmek için derhal araştırmaya başladım. Ancak bu belirsizliği alt azalan koridorda (LR 8) giderebilirken üst azalan koridora ilişkin "TAV. 8/fig. 1 SEZIONE S-N" çiziminde piramit kapısı önünde gösterilen taşların yüksekliklerine bir türlü anlam veremiyordum. Çünkü ilk 9 taşın tabana dik şekilde yükseklikleri toplamı 9.27 M iken 10 ve 11. taşlar üst azalan koridor eğiminde yerleştirilmişlerdi ve bunların yüzlerindeki ölçümler sırasıyla 1.36 M ve 90 CM idi. Fakat eğer bunların da tabana dik bir şekilde yerleştirilmiş olduğunu gözönüne alırsak o zaman mevcut üst azalan koridordaki zeminin en son bulduğu noktadaki seviye 9.27+1.36+0.90=11.53 M olacaktı ve Maragioglio-Rinaldi, bu seviyeyi 11.54 M olarak vermişlerdi!

    İşte bu yüzden hemen Legon'a konuyla ilgili tespitimi ve çalışmamı içeren bir e-posta gönderdim. Ama ona ilkin deneme amaçlı 25.03.2020/05:12'de kendi sitesindeki e-posta adresine bir mesaj gönderdim. Çünkü Legon ileri yaştaydı ve uzun yıllar faaliyette değildi. Tabii bir de corona-virüsün İngiltere'yi sarsması vardı. Ama aynı günün 15:44'ünde,

    "Yes, it is a genuine email address and I will be happy to answer your question

    John Legon"

    yanıtını görünce sevindim.

    Tabii ki ben bu mesajı beklemediğim için ancak akşamleyin gördüm ve derhal soruma geçtim: Ona Maragioglio-Rinaldi'nin 1966'da mevcut üst azalan koridordaki son granit taşın seviyesini 11.54 M olarak ölçtüklerini ama TAV8/Fig. 1'deki kapı önünde verilen taşların ölçülerinin bunu karşılamadığını ve oradaki taşların ölçümlerine göre bu seviyenin en iyi ihtimalle,

    (1)   9.27 M+(1.36 M+0.90 M).Cos26.5°=11.293 M

    olması gerektiğine ilişkin A3 formatında 1 sayfalık mesajımı ve bu mesajımdaki çalışmamı gösteren AUTOCAD çizimimi, Perring ve Maragioglio-Rinaldi'nin konuyla ilgili kitaplarını gönderdim.

    Legon, tahmin ettiğim gibi mesajını geç bir saatte (26.03.2020, 23:55) gönderdi ve şöyle dedi:

    "Dear D. Pamuktulum,

    According to my own measurements, the top of the granite floor at the present entrance to the Khaefre pyramid is at the level of 11.525 metres above the pavement.

    I hope this answers your question.

    John Legon"

    Bu yanıt karşısında Legon'un beni salladığını zannediyordum. Çünkü o, kübiti 0.52375 M olarak alır ve bu durumda,

    (2)   11.525 M:0.52375=22.00477326...~22 RC

    elde ediliyordu ki piramitteki hasarlı bir yapıdan böylesine net bir sonuç çıkmasının çok güç olduğunu biliyordum!

    İnanılır gibi değil, sırf 1 aydan fazla bir süredir bu seviyeyi belirleyebilmek için araştırma ve AUTOCAD'te de simülasyon üzerine simülasyon yaptım.

    Sonuç, plana göre,

    (3)   (0.492 M+31.70 M+1.65 M)Sin26°30'37''-(6+23/28 RC)=22.01664760... RC=11.53252969... M

    dir. Bu ise Maragiolio-Rinaldi'nin ve Legon'un ölçümlerinin aritmetik ortalamasıdır: (11.54+11.525)/2=11.5325 M. Yani boşu boşuna zaman kaybetmişim!

    Şüphesiz, bu plan üzerinde konuşulacak çok konu var ama bu sayfanın amacını aşmış olurum. Planın ayrıntılarını ilerleyen günlerde burada hem metin (Testo) hem de AUTOCAD çizimi (Tavole) olarak teker teker vereceğim!

    Son Birkaç Söz

    Elinizdeki bu plan (orijinalde LR 6) en basitinde ziyaretçiler için bir kılavuzdur (ki piramitte ölçüm yaparak bu sonuçların doğru olduğunu görebilirsiniz) ve en derininde Eski Mısır mimarisi ve dini hakkında eşsiz bilgiler verir.

    Ayrıca bu plandaki tüm sonuçlar Eski Mısır kübitine (RC: Mısır Kraliyet Kübiti. Bkz. "SIR ISAAC NEWTON'S DISSERTATION ON CUBITS". Bu tez Newton'un ölümünden sonra yayınlandı)

    (4)   1 RC=7 El=28 Parmak

    olduklarından, yani piramitteki kuzey-güney yönündeki tüm yapıları uzunlukları ve seviyeleri (yükseklikleri) bu kübite göre, dolayısıyla kol üzerindeki parçalara göre ayarlı olduklarından benzer bir çalışma ancak 1492'de "Vitruvius Adamı" ile Leonardo Da Vinci tarafından yapıldı!

    Viruvius Adamı

    O, bu çiziminde kolları ve bacakları açık bir insanın hareket etmesi halinde hem bir çember çizebildiğini hem de bir kare çizebildiğini söyler. Bu çizimin yanında sık sık aldığı notlarda "Oranların Kanunu" ya da "İnsanın Oranları" olarak anılan insan vücudunun ölçülerini baz alır. Tıpkı KHAFRE piramitindeki gibi. Bu bakımdan planımız (orijinalde LR 6), diğer iki Giza Piramiti ve bunların dışındaki Mısır Piramitleri için bir prototiptir.

    Peki Da Vinci, "Vitruvius Adamı" çizimini yaparken aynı şeyin (insan vücudu ölçüleri) Mısır Piramitleri'nde kullanılmış olduğunu biliyor muydu?

    Bir Gelenek

    Kraliyetler, tarih boyunca büyük araştırmaları desteklemişlerdir. Örneğin Giza Piramitleri'nde yapılan ilk modern araştırmaların sonuçlarını içeren "OPERATIONS Carried On At THE PYRAMIDS OF GIZEH, VOL. I" kitabı Prenses Augusta'ya ithaf edilmiştir (Bkz. "Her Royal Highness The Princess Augusta").

    Ben de, Perring-Vyse'ın başlattığı bu geleneği devam ettirmek adına geçen yaz bitirdiğim "MENKAURE Piramiti Planı" adlı çalışmamı Lady D'ye ithaf etmeye karar vermiş ve son kaydetme tarihi 22.09.2019, 01.:16:00 olan WORD formatındaki "MENKAURE Piramiti Planı TESTO" adlı dosyamın girişine şöyle bir şey yazmıştım:

    Lady Diana, Giza Piramitleri ve Sfenks'i ziyaretinin 2. gününde, 15.05.1992.

    "Bir Söz

    Giza Piramitleri'nde sayısız soygun ve kaçak kazı yapıldı. Ama bu piramitlerin içinde hazine yoktu; ondan daha değerli bilgi vardı. Bu nedenle KHAFRE ve MENKAURE Piramitleri yapılırken Büyük Piramit'in Master Planı'ndan yararlanıldı. Fakat MENKAURE, bunu piramitinde körü körüne kopyalamak yerine dahiyane bir çözümle büyükbabası KHUFU'yu anmak için yaptı. İşte MENKAURE Piramiti'nin planı budur!

    Bakalım, Prens William ve Harry, babaannelerini nasıl anacaklar? Yani onlar için önce aile mi gelecek, yoksa Kraliyet mi? Anneleri Lady D, ailesini seçmiş ve bu uğurda tüm Kraliyet haklarından vazgeçmişti!

    Charles Spencer, kardeşinin Cenaze Töreni'nde şunları söyledi: 'Şu unutulmamalıdır ki Diana'nın yaşamındaki tüm çelişkiler içinde belki de en yamanı, adını Antik çağın Av Tanrısı'ndan aldığı bu kızın, gün gelip modern çağın en çok avlanan kadını olmasıydı', Diana'nın Hikayesi, Bölüm 2, 1:11:33-1:11:48 (Not. Bu bölümü ancak NETFLIX'te izleyebilirsiniz. Çünkü bu belgeselin gösterimi dünya genelinde yasaktır. Bkz. "Prenses Diana'nın Hikayesi").

    D. PAMUKTULUM."

  • 1955 yapımı "Firavunlar Ülkesi (Land of the Pharaohs)" filminin başrolündeki aktör Jack Hawkings (1910-1973), Firavun KHUFU ve ona eşlik eden Joan Collins, Prenses Nellifer rollerinde.

    Eski Mısır Dini'nde Kral sadece Devlet Başkanı değildi; aynı zamanda Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi idi. Sadece çok önemli bir adam olarak değil, Mısır medeniyetinin sürekliliği için kritik konumu olan yarı kutsal bir varlık olarak görülürdü. İşte Eski Mısır'daki Eski Krallık, 4. Hanedanlığın 2. Firavunu olan KHUFU böyle bir kimse idi. O, bir Tanrı-Kral idi ve bu yüzden hem Devlet işlerini hem de Din işlerini birlikte yürütüyordu. Eğer Büyük Piramit KHUFU'nun ölümünden önce tamamlanamazsa ruhu cennetlere yükselemez ve yeryüzüne kaos hakim olurdu.

    KHUFU, 20 yaşında tahta geçti ve piramitinin yapımı 20 yıldan fazla sürdü. Fakat Büyük Piramit'te güvenli bir Defin Odası için 3 oda yapıldı ve her seferinde güvenlik problemleri ortaya çıktı. İlkin Yeraltı Odası yapıldı. Burası eski tipte bir Defin Odası idi ve bu yüzden piramitin tabanının altında yer alıyordu. Ancak KHUFU'nun mumyası ve daha da önemlisi hazinesi mastabalarda olduğu gibi buradan kolaylıkla çalınabilirdi. İşte bu yüzden ustalar ve işçiler, Yeraltı Odası'nı daha tamamlamadan 2. bir Defin Odası yapımına giriştiler. Günümüzde bu odaya "Kraliçe Odası" denilmektedir. Kraliçe Odası'nda her şey hazırdı ve odanın kuzey ve güney duvarlarındaki hava kanalları da 70 RC'lik yüksekliğe erişmişken KHUFU'nun mezar soyguncuları takıntısı yüzünden birden vazgeçildi. Hava kanalları ustaları, anında çalışmaları durdurdular ve kuzey ve güney hava kanallarına 70 RC yüksekliğindeyken çıkışlarına birer mühürlü kapı koydular. Bu konuda Kraliçe Odası'na giden Yatay Koridor'a bakarsanız hiçbir güvenlik önleminin alınmamış, yani Portcullis'in (Engelleyici) konulmamış olduğunu görürsünüz. Bu, Kraliçe Odası'nın neden Defin Odası olamayacağına dair en büyük kanıttır. Amerikalı arkeolog George Andrew Reisner, bu odaların neden Defin Odası olamayacaklarını KHUFU'nun annesi HETEFERES I'in sarkofajını boş bir şekilde keşfettiğinde anladı. Reisner, bu konuda herhangi bir kanıt bulamamasına rağmen teorisinde tamamen haklıydı.

    Reisner'in HETEFERES I'in Lahtini Keşfetmesi

    Reisner, HETEFERES I'in mezar odasına giren ilk kişiydi. İçerde su mermerinden yapılmış büyük bir sarkofaj (lahit) vardı. Ama arkeologları bekleyen bir sürpriz vardı. Basını davet edip HETEFERES I'in sarkofajını açtıklarında boş olduğunu gördüler. Çünkü sarkofajın içinde mumya yoktu. Ama mezar bozulmamış haldeydi ve zorla girilmiş olduğunu gösteren bir iz yoktu. Reisner, bu gizemi açıklayabilecek bir teori geliştirdi: HETEFERS I, KHUFU'nun saltanatı sırasında ölmüştü ama başka bir yere gömüldü. Ama o mezar yağlanmış ve mumyası çalınmıştı. KHUFU'nun Rahiplerinin elinden sadece boş lahti yeniden gömmek gelmişti.

    Reisner, annesinin mezarının yağmalanmasının KHUFU'nun, mezar soyguncuları korkusunun bir saplantıya dönüştürdüğüne inanıyor. Bu olay piramitini ve Defin Odası'nı yeniden tasarlamasına neden oldu.

    Yakın zamanda keşfedilen bir eser, Eski Mısırlı mühendislerin piramitin güvenliğini nasıl sağladıklarını gösteriyor. Mimarların mezarların soyulmalarını engellemek için altına girdikleri iş gerçekten sıradışı: 3 boyutlu ve ölçekli bir model kullanarak geçitleri taşlarla tıkayıp Defin Odası'nı mühürleyecek dahiyane bir sistem planladılar. Bu, aynı zamanda piramitleri yapanların şaşırtıcı ve modern teknikler kullandıklarını da gösteriyor. Aslında mimarların yaptıkları günümüzdekinden pek farklı değil. Çünkü bugün bir plan yaparken CAD (tercihen AUTOCAD) modeli kullanılırsınız. Mimarlar, plandaki hataları görüp bulmak için CAD modeli yapar ve ayrıca somut bir model de yapıyorlar.

    Fakat KHUFU'nun yeni Defin Odası tasarımı karşılarına büyük bir zorluk çıkardı. Çünkü Kral Odası'nın yapımı, piramit yapımcılarının üzerindeki baskıyı daha da arttırıyordu: Kral Odası'nın ve iç geçitlerin kireç taşından değil, ondan çok daha sert olan granitten yapılmasına karar vermişti, KHUFU. Bu, soyguncuların tünel açmalarını çok daha zorlaştıracaktı. Ancak Giza'da hiç granit yoktu ve en yakın yer 900 KM uzaklıktaki Aswan idi. Granitler Aswan'da gemilere yüklenecekti ama işçilerin bakır aletleri onları kesmek için yetersiz idi. Tek alternatif, sonsuz sabır ve sonsuz işgücü idi. Taş ocağı işçileri, granitleri kesmek için dolarit taşlarını kullandılar. Bu, granitten daha sert bir taş idi ama işler yavaş ilerliyordu. Her ne kadar işler yavaş ilerlese de Kral Odası ve önündeki Antechamber tamamen granitten yapıldı. Sadece Kral Odası'nın tavanındaki 9 granit taşın ağırlığı 400 Ton'dan fazla geliyordu. Bu nedenle Kral Odası'nın çökmemesi için yukarısına 5 adet Odacık ve en tepesine de "Chevron" denilen ve ters V şeklinde bir çatı yapıldı. Bu odacıklar ve çatı Kral Odası'nın üzerindeki baskıyı alıp piramite dağıtıyor ve böylece çökmemesine neden oluyordu.

    Şimdi burada chevron çatı nedeniyle bir parantez açmam gerekiyor.

    YEŞUA'nın Kayıp Mezarı

    Kudüs'ün doğusundaki Talpiot'ta 1980'de keşfedilen YEŞUA'nın mezarının 2010'daki açılışı KHUFU'nun 2. Güneş Teknesi'nin açılışındaki gibi oldu. "Jesus'un Kayıp Mezarı" belgeselinin yapımcıları James Cameron ve Kanadalı Simchia Jacobovici ile ekibi, YEŞUA ve ailesinin yer aldığı Mezar Odası'ndaki sondaj kamerasından gelen nefes kesici görüntüleri izlediler (Bkz. "Arkeologlar, sonunda JESUS'un mezarını açtılar!"). İçeride 9 tane kemik kutusu vardı ve üzerlerinde Hristiyan figürler içeren resim ve yazılar bulunuyordu. Bunların birinde ağzında Yunus peygamberi tutan bir balık resmi var (ki Yunus peygamberin kafası dışarıda ama gövdesi balığın içindedir. Yunus peygamberin adı balığın başında "YNH" olarak yazılıdır). Kudüs'teki Yahudiler olmasa da "balık" ve "Yunus" göndermelerinin ilk Hristiyanlar tarafından kullanıldığı biliniyordu. Çünkü dev bir balık tarafından yutulduğuna ve 3 gün sonra canlı olarak kurtulduğuna inanılan Yunus'un hayata geri dönüşü, YEŞUA'nın 3 gün sonra dirilmesiyle bağdaştığı için Hristiyan dünyasında büyük öneme sahip. James Tabor ve meslektaşları, üzerinde balık ve yazı bulunan kutuları içeren mezarın YEŞUA'nın önde gelen destekçileri tarafından hazırlandığını düşünüyor. Adı en öne çıkan kişi ise, YEŞUA'nın cenazesini düzenlediğine inanılan Aramatyalı Yusuf.

    YEŞUAİSA mı?

    Aramice'deki YEŞUA ismi Grekçe'de "IESOUS" ve Latince'de "JESUS" olarak yazılırken İbranice'de ve Kuzey Arapça'da aynı şekilde yazılıyordu. Fakat ismin orijinali Eski Ahit'teki YEŞUA'dan gelir. YEŞUA, İSA'dan 800 yıl önce yaşamış ama onun doğumunu müjdelediğine inanılan bir peygamberdir (Bkz. benzer bir ayet için SAFF 6'ya). Bu durumda ismin orijinali İbranice olmakla birlikte 1. yy. Aramice'de, Judea/Galile Aramicesi'nde, Yunanca'da, Tiberyan İbranicesi'nde, geç doğu ve batı Süryanice'de, erken Arapça'da ve geç Hristiyan Arapçası'nda hemen hemen aynı şekilde yazılırken Kuran'da farklı şekilde yazılmış olduğunu görürsünüz. Çünkü erken Arapça ve geç Hristiyan Arapçası'nda bu isim "Y-Ş-U-A (YEŞUA)" şeklinde yazılırken Kuran'da Y ile AYN harflerinin yani ilk ve son harflerin yerleri değiştirilerek "I-Y-S-Y" olarak yazıldı! İşin ilginç yanı, İslami kaynaklar bu durumu kabul eder. Örneğin "İslam neden İsa ismini kullanır?" makalesinde şu bilgiler geçer: "Arapça konuşan Hristiyanlar İbranice YEŞUA'nın Süryanice'deki şekli olan YEŞU'yu 'YESU' diye telaffuz etmektedirler (G.C. Anawati, "ISA", El (Fr.), IV, 85-90)". Burada sözü edilen Arapça konuşan Hristiyanlar, İslamiyet sonrası Hristiyanlarıdır.

    Oysa bu gelenek İslamiyet öncesinden beri vardı. Çünkü erken Arapça dönemindeki Hristiyan Araplar, YEŞUA'nın kemik kutusu üzerinde Aramice yazan (bkz. YEŞUA'nın Kayıp Mezarı'ndan),

    "YEŞUA bar YEHOSEF (YUSUF'un oğlu YEŞUA)"

    ismindeki "YEŞUA" adını Arapça'da tam anlamıyla orijinal şekilde yazabiliyor ve telaffuz edebiliyorlardı. Peki kimdir bu İslamiyet öncesindeki Hristiyan Araplar? İşte bunu "Hristiyan Araplar'da ALLAH Çoşkusu" makalesinden öğreneceksiniz. Bu durumda şu sonuç çıkar: İslamiyet öncesindeki Hristiyan Araplar ve İslamiyet sonrasındaki Hristiyanlar hep "YEŞUA" yazar ve telaffuz ederlerken Kuran'da 4 Kanonik İNCİL'deki yani Yunanca'daki "Ἰησοῦς" isminin Arapça okunuşu geçer.

    Sitchin, bu konuda "Gökyüzüne Merdiven" adlı kitabının "Firavunun Adıyla Oynamak" bölümünün girişinde şöyle der: "Sahtecilik, bir ün ve servet aracı olarak ticaret ve sanatta, bilimde ve antikacılıkta alışılmadık bir şey değildir. Açığa çıktığında kayıplara ve utanca yol açabilir. Açığa çıkmadığında ise tarihi değiştirebilir. Büyük Piramit'in ve kurucusu olduğu varsayılan KHUFU adlı firavunun başına gelenin bu olduğuna inanıyoruz"

    Ama orada KHUFU'nun adını değiştirmediler; sadece arkeolojide ün kazanmak için bir sahtekarlık yaptılar!

    Mezarın Girişindeki Chevron

    Fakat YEŞUA'nın mezarında en dikkat çeken Hristiyan figürü daha mezarın girişinde sizi karşılayan chevron tipi çatıdır (Bkz. Simchia Jacobovici'nin, sol eliyle chevronu tutmasına. Kameraya adeta "buldum!" der gibi bakıyor). Ancak oradaki chevron tipi çatı tamamen dekoratif amaçla yapılmış iken Büyük Piramit'teki Giriş'te, Kraliçe ve Kral Odaları'nda dekoratif olarak değil, üzerlerindeki baskıyı azaltmak için yapıldılar. Mezar kapısının üzerindeki chevronun bir Hristiyan figürü olduğu düşünülüyor. (Bkz. "'Chevron' foiled"). Acaba bu, bir Günaha Son Çağrı mı?

    Özetle Kral Odası bu şekilde ama binbir güçlükle yapıldı. KHUFU öldüğünde (ki bu, 20+25=45 yaş demektir) cenaze işleriyle ilgilenen büyük oğlu DJEDEFRE'den başkası değildi. DJEDEFRE (Türkçe'de CİDEFRE), Rahiplere KHUFU'nun mumyasının hazırlanması için emir verdi (ki, bu 70 gün demektir); çünkü tahta o geçmişti. Sonra KHUFU'nun mumyasını Kral Odası'ndaki lahtin içine güzelce yerleştirdiler, kanopik kutular (KHUFU'nun kalbi haricindeki tüm iç organlarının içine konulduğu kutular) ve hazinesiyle birlikte defnettiler. Kral Odası'nın mühürlenmesi, Antechamber'daki 3 büyük granit blokun yere indirilmesi ve arkasından Büyük Galeri'deki yine 3 büyük granit blokun iplerinden çözülerek Yükselen Koridor'un girişini tıkamakla oldu. Tüm bu güvenlik işlerini yapanlar Büyük Galeri'de hapis kalmadılar; Büyük Galeri'nin girişinin batısında kalan Kaçış Tüneli'nden (ki Gantenbrink, buna "Servis Şaftı" der) Azalan Koridor'a indiler ve oradan da piramitin dışına çıktılar.

    Uzmanların bize anlattıkları hikaye bu (Bkz. "Keops Piramiti'nin Gizemi"). Ama gerçek bambaşka. Çünkü eğer öyleyse, o zaman KHAFRE ve MENKAURE'nın Piramitleri'nin iç tasarımlarında neden Büyük Piramit'teki iç tasarımları görüyoruz? Çünkü böyle bir şeyin olabilmesi için ya ellerinde Büyük Piramit'in eksiksiz planlarını içeren papirüslerin olması gerekiyor ya da Büyük Piramit'teki çalışanların KHAFRE ve MENKAURE Piramitleri'nde de çalışmış olması gerekir.

    İkisi de mümkün değil. KHAFRE ve MENKAURE piramitlerinin planlarından elde ettiğim bilgilere göre, bu piramitlerde çalışanlar, önceki piramit/lerin içine girip ölçüler alıyor ve tasarımını çıkarttıktan sonra kendi piramitine dönüyorlardı. Bu tasarım/ları kendi piramitinde ya aynen kopyalıyordu ya da biraz değiştirerek uyguluyorlardı. Tabii ki her ne kadar dehşet verici olsa da, KHAFRE, babası KHUFU'nun mumyasını ve MENKAURE da, büyükbabası KHUFU ile babası KHAFRE'nın mumyalarını ziyaret ediyorlardı. Yani öyle anlaşılıyor ki Giza Piramitleri son piramit tamamlandıktan sonra kapatıldı.

    İşte bunun kanıtlarını size verebilmem için ilkin Büyük Piramit'ten başlamam gerekiyordu. Çünkü KHAFRE ve MENKAURE piramitlerinin iç dizaynları Büyük Piramit'tekine bağlıdır.

    Tüm Zamanlarda KHUFU'nun Sarkofajının Defin Odaları'ndaki ve Piramitteki Konumları

    Bu konuda öncelikle şunun bilinmesi gerekiyor: Tüm Mısır piramitleri Nil'in batısında yapılmıştır. Çünkü RA'ya yani Güneş'e göre Nil'in doğusu yaşayanların yeriyken batısı ölülerin yeridir, yani Nekropolis'tir. Bu durum Giza Piramitleri'nde Merkezi Kuzey-Güney Eksenleri'ne yüklenmiştir. Buna göre KHUFU, KHAFRE ve MENKAURE'nın sarkofajları piramitlerin merkezi kuzey-güney eksenlerine göre şöyle yerleştirilmişlerdir: Tarihi kaynaklardan binbir güçlükle elde ettiğim bilgileri tasarıma dönüştürdüğüm bu planda, KHUFU'nun sarkofajının az bir farkla Büyük Piramit'in merkezi kuzey-güney ekseninin batı tarafında kaldığı sonucu çıktı. MENKAURE'nın sarkofajı zaten piramitin merkezi kuzey-güney ekseninin batı tarafında kalıyordu. Ama KHAFRE'nın sarkofajı neden piramitin merkezi kuzey-güney ekseninin doğu tarafında kalıyordu?

    Biraz sabır lütfen. Bu çalışmadan sonra KHAFRE'nın piramitinin planlarını teker teker vereceğim; hem çizim (TAVOLE) hem de metin (TESTO) olarak. Kaldı ki bu sorunun yanıtını ilk çalışmamda en açık şekliyle bulacaksınız.

    KHUFU'nun sarkofajı, 1904.

    Şimdi, KHUFU'nun sarkofajının Kral Odası'ndaki konumu yıllardır kafamda hep bir soru işareti oluşturmuştur. Çünkü tarihi kaynaklar bu konuda kesin bir bilgi vermez. Bu konuda elimizdeki en eski kayıt, geometri ve astronomi profesörü John Graves'in "Pyramidographia: Or Description of The Pyramids In Egypt, London 1752" kitabındaki P. 637'deki çizimidir (Y.N. Newton, "A Dissertation upon the Sacred Cubit of the Jews and the Cubits of the several Nations" adlı tezini Graves'in kitabındaki çalışmalar nedeniyle yazdı ama yayımlamadı. Bu tez Newton'un ölümünden 10 yıl sonra (1737) yayınlandı. Herhalde Bilim dünyasında küçük düşmekten korkuyordu, ama Büyük Piramit'teki kübitin uzunluğu hakkında oldukça isabetli sonuçlar çıkarmıştı). Graves'in izometrik çizimindeki Kral Odası içindeki sarkofajın konumu güç-bela anlaşılsa da Perring, Graves'in 1639'da gördüğü bu kritik konumlanmayı 1837'de "The Pyramids of Gizeh: From Actula Survey and Admmeasurement (Band 1): The Great Pyramid, London 1839" kitabının PLATE II/FIG. 1'de gösterdikten sonra PLATE IV/FIG. 2'de tam anlamıyla tespit etti (Bkz. diğer çizimler için PLATE IV/FIG. 1 ve PLATE III/FIG. 1). KHUFU'nun sarkofajı orada batı tarafındaki son taşın başlangıcında duruyor. Smyth'a göre bu, "Life&Work at the Great Pyramid During the Months of January, February, March and April, A.D. 1865" kitabının 112. sayfasındaki PLATE 14'teki çizimler demektir. Petrie'ye göre Kral Odası'nın zeminindeki granitler düzensizdir ama Smyth, bunların kalınlıklarını teker teker ölçtü ve AUTOCAD çizimimde onun ölçümlerini baz aldım (ki bunlar çizimde Kral Odası'nın zeminindeki 5 tane granit renginde çizgidir). Ölçümlemelere göre KHUFU'nun sarkofajının piramitin merkezi kuzey-güney ekseninin az bir farkla batısında kaldığı açık idi, ama Kraliçe ve Kral Odaları'nın doğu duvarlarının ve genelde de Koridorlar Sistemini'nin doğu duvarlarının merkezi kuzey-güney eksenine uzaklığı kesin olarak bilinmiyordu (Bkz. "The Pyramids & Temples of Gizeh" kitabının "Ch. 7. Inside of Great Pyramid" bölümüne).

    Ben yıllardır bunlara ve diğer kitaplara bakarım ama şimdiye kadar merkezi kuzey-güney ekseninin Koridorlar ve Odalar'ın doğu duvarlarından kaç kübit (RC) uzaklıkta olduğunu bulamamıştım (Y.N. İngiliz yer ölçümcülerinin çalışmalarının baştacım olduğunu "Romberg İntegrali Kronolojim 3" ün 32. sayfasındaki"Bir Çocukluk Hastalığı Olarak Emperyalizm" parçasında söylemiştim). Petrie, anılan bölümde buna koridorların ortasına göre 287 BI der ve bu sonuca ± ile bir yanılma payı ekler. Ancak Smyth, 287 BI'i Kral Odası'nın zemindeki 4. granitin sonunda hem kuzeyinde hem de güneyinde vermişti. Yani Petrie'nin baz aldığı ölçü Smyth tarafından 11, 16, 18, 19, 20 Mart 1865'teki çalışmaları sırasında zaten verilmiş idi. O zaman Petrie yeni bir şey söylemiyordu!

    Çocukluğunda Giza Piramitleri'nde yatıp kalkan ve hayatını onlara adayan Abd'el Hakim Awyan, bir keresinde şöyle demişti: "Bu piramitlerin nasıl yapılmış olduğunu kimse bilmez. Onlar geometriyle konuşur"

    Ben bu sözleri yıllar önce Youtube'daki bir videoda duyunca Abd'el Hakim Awyan'ı onaylıyordum (ki burada aklımda kaldığı kadarıyla mealen verdim). Çünkü bu piramitlerin tasarımlarını iyi-kötü biliyordum ama yetmiyordu; bunun yanında sağlam ölçümler de gerekiyordu. İşte Petrie'ye bu yüzden hep güvenirdim. Çünkü o, bu alanda tek idi. Halen onun bilimsel ölçümlerinin yanına yaklaşan kimse yok. Onun, Giza Piramitleri'nin merkezleri ve köşeleri arasındaki uzaklıkları için Üçgenleştirme Metodu'nda kullandığı 48 istasyon noktası Glen Dash ve ekibi tarafından 2016'da keşfedildi (Bkz. "Finding Flinders Petrie's Marks on the Giza Plateau"). Bu, gerçekten de heyecan verici bir keşif. Evet, Ay'daki izlerden de daha heyecanlı. Çünkü Petrie gibi bir dehayı anlamanın en iyi yolu, onun çalışmalarını bilmekten geçiyor.

    Fakat yeri geliyor bu piramitlerde ölçümler de yetmiyor. O zaman sezginiz devreye girecek. Örneğin, Kraliçe Odası'nın köşegenini bir çemberle batı duvarına döndürürseniz, bu çemberin piramitin merkezi kuzey-güney eksenine teğet olduğunu, dolayısıyla köşegenin anılan uzaklığı gösterdiğini yıllar önce biliyordum; çünkü ölçümler bunu gösteriyordu. Ama gerek Petrie'nin ölçümü (ki o, Kraliçe Odası'nın boyunu maksimumda güney tabanında 227.61 BI ölçmüştü ve bu, 11 RC + 1 Parmak'tan biraz fazla geliyordu. Gerçekte ise bu, 11 RC'den 1.5 Parmak fazladır. Yani ya Petrie'nin ölçümü yetersiz kalmış ya da daha dikkatli bir ölçüm yapmak gerekiyor orada), gerekse tembelliğim yüzünden bir türlü bu gerçeği açığa çıkaramadım (ki ortada bir iddia olmazsa tembellik yapmam son derece doğaldır). Ama bu sefer KHAFRE'nın Defin Odası için Kraliçe Odası'nın boyutlarını orijinalde tam olarak çıkartmam gerekiyordu. Yani Kraliçe Odası'nı bilmeden KHAFRE'nın Defin Odası'nda çalışmanız anlamsız olur. Çünkü bu odaların tasarımları birbirine bağlıdır. Bu gerçeği bundan sonraki çalışmamda göstereceğim. Ama MUSSOLINI aşkına, bu çalışmanın TAVOLE'sini verdikten hemen sonra TESTO'sunu vermem gerekiyor (ki "Pasaj" anlamına gelen İtalyanca'daki "Il Passaggio" kelimesinin teleffuzunu ilk kez ondan duymuştum).

    Kraliçe Odası'ındaki tüm bu hesapları ve geometrisini AUTOCAD çizimimde gösterdim. Yani orada anlaşılmayacak bir durum yok; orada her şey açık bir şekilde (hem çizim hem de açıklama olarak) verilmiştir. Orada asıl sizi şaşırtacak olan şu bulgular var:

    1. Kuzey şaftının doğu iç duvarı, odanın tam ortasını gösterir. Bu güney şaftında yapılmaya çalışılmış ama olmamış. Çünkü Gantenbrink, odanın doğu duvarının güney şaftının doğu duvarına uzaklığını 2.88 M (ki Maragioglio-Rinaldi'nin doğru ölçtükleri tek şaft bu imiş) ve kuzey şaftının doğu duvarına uzaklığını 2.90 M olarak ölçtü.

    2. Kuzey şaftının batı iç duvarının merkezi kuzey-güney eksenine uzaklığı, 9 RC'dir.

    3. Odanın batı iç duvarının merkezi kuzey-güney eksenine uzaklığı, 2 RC + Sarkofaj Genişliği'dir (ki bu bulgu, KHUFU'nun sarkofajının ilkin buraya konmak istendiğini gösterir).

    4. Eğer sarkofajı odanın batı duvarına dayarsanız, Kraliçe ve Kral Odası'ndaki sarkofajların arasındaki doğu-batı doğrultusundaki maksimum uzaklık 8 RC olur. Bu da, KHUFU'nun sarkofajının her 2 odaya da konulmak istendiğini ama en son Kral Odası'na konulmuş olduğunu gösteren mükemmel bir etkileşimdir.

    Lafı fazla uzatmadan gerisi sizin hayalinize ve çalışmalarınıza kalmıştır!

    Not. Burada sadece AUTODESK'in VIEWER'ındaki dosyayı verdim (Y.N. Eğer VIEWER'ın sol üst köşesinden "Ayarlar/Görünüm/2B Sayfa Rengi/Sayfa rengini beyazdan siyaha geçir" ayarını yaparsanız Gantenbrink'in, 1999'da yayımladığı bu dosyanın orijinal görünümünü elde etmiş olursunuz). Ama oradaki görüntüleme kısıtlıdır. Çünkü hem zoomlama yeteneği sınırlı, hem de çizimdeki linkleri çalıştıramazsınız. Bu nedenle dosyanın orijinalini burada vermem gerekiyor (Bkz. KSDO&PK.rar. Bu çalışmamın diğer çalışmalarımda olduğu gibi onaylı olduğuna tekrar tekrar hatırlatmama gerek yok sanırım). Yani isteyen, bu dosyayla kendi AUTOCAD'inde rahat rahat çalışabilir!

  • Iron Maiden'ın "Powerslave" albümünün kapağı. Onlar 35 yıldır dünya turunda bu parçayı söylüyorlarmış ama ben hala dinliyorum ve bu çalışmamda benim için itici bir güç oldu.

    "KHUFU'nun Sarkofajının Defin Odaları'ndaki ve Piramitteki Konumları" adlı çalışmamın TESTO'sunu vereceğimi söylemiştim. Çünkü TAVOLE'deki ölçümlerin ne anlama geldiği ancak bu sayede anlaşılmaktadır. Kaldı ki ne Petrie'de, ne İtalyan mimarlarda (Maragioglio-Rinaldi) ve ne de diğer yer ölçümcülerin kitaplarında böyle bir birliktelik (TAVOLE'deki her bir ölçümün açıklandığı TESTO) yoktur. Bir tek Smyth hariç. Çünkü onun kitapları dört dörtlük bilimseldir. Hem çizimleri yetkindir, hem de kitapları mükemmel bir bilimsel anlayışta yazılmıştır. Yani Smyth'ın kitaplarında bir tek ölçüm hakkında soru soramazsınız. Çünkü o, her sorunuzu yanıtlar nitelikte bilimsel olarak yazmıştır. Oysa aynı şeyi diğerlerinde görmeniz mümkün değildir!

    İşte ben de Smyth'ın kitaplarını okuya okuya, çalışa çalışa, araştıra araştıra vs. ondaki bilimsel anlayışı edindim ve bunun örneklerini "KHUFU'nun Sarkofajının Defin Odaları'ndaki ve Piramitteki Konumları-TESTO" adlı çalışmamda görebilirsiniz. Orada "GÜNCELLENMİŞ KHUFU'nun Sarkofajının Defin Odaları'ndaki ve Piramitteki Konumları-TAVOLE"deki herbir ölçüm en ince ayrıntısına kadar açıklanmıştır. Sözkonusu bu son AUTOCAD dosyasındaki her şey ölçeklidir ve bir öncekinin güncellenmiş şeklidir. Çünkü işin detayına inildiğinde ilkinde bazı hatalar vardı. İşte bu yüzden hem çizim (TAVOLE) hem de metin (TESTO) olarak bu tür bir çalışmanın ortaya konulması gerekliliği ortaya çıkıyor. Çünkü çizimdeki hatalar ancak metin olarak ortaya konulduğunda anlaşılmaktadır. Ama her ikisinin ortaya konulmasına rağmen yine de hatalar çıkmıyor değil. Bu hatalar genellikle doğru yapılmayan ölçümlerde ya da iyi teorize edilmeyen çalışmalarda çıkar. Bu konuda çalışmalarıma güveniyorum. Bununla birlikte hata olabilecek yerleri çalışmalarımda belirttim. Özellikle Kraliçe Odası'nın boyunun yeniden ölçüsünün alınması gerektiğini belirttim. Odayla ilgili gerekli bilgileri TESTO'da verdim. Yani orada odanın tabanının sorunlu olduğunu ve Petrie'nin maksimumdaki (güney tabanında) 227.61 BI'lik ölçümüne dikkat çektim. Çünkü inanılan şey, odanın boyunun 11 RC olduğu idi ve hiç kimse, Petrie'nin 227.61 BI ölçümünün ne anlama geldiğini geldiğini sorgulamıyor, dolayısıyla peşinde koşmuyordu. Fakat TESTO'daki Teorem 4.6.1, bunun gerçekten peşinde koşmamız gerektiğini söylüyor. Öyle ki Petrie'nin kendisi bile bu gerçekten habersiz idi. Çünkü o sadece ölçümlere itibar ediyordu. Ancak ne var ki piramitteki yapılar bir plana göre yapılmıştı ve bunlara erişilmesinde teorilerin kullanılmasından daha doğal bir şey olamazdı. İşte Petrie'nin gözden kaçırdığı nokta bu idi! Yani ölç ölç ama nereye kadar: Gerçeği mi keşfetmeye yoksa ölçümlerden bir sonuç çıkaramayıp sonsuz bunalıma girmeye mi?

    Petrie'nin bu davranışı affedilir gibi değil ve bu yüzden piramitteki araştırmalarda daha çok Smyth dikkatimi çeker. Onun John Taylor'dan aldığı Pi Teorisi'ni inceledim ve sonuçlarını TESTO'da yazdım. Peki neden? Çünkü Smyth da aynı şeyi yapmıştı: John Herschel'in (gökbillimci William Herschel'in tek ve oğlu) Büyük Piramit'teki Azalan Koridor'un kutup yıldızını (Thuban) gösterdiğine ilişkin hipotezini incelemişti (Y.N. William Herschel Üranüs'ü keşfederken Smyth da Ceres'i keşfetti). Fakat Smyth'ın en çok övündüğü çalışması, Büyük Piramit'te π'yi tam anlamıyla keşfettiği, dolayısıyla Tanrı'nın Taştaki İzini'ni bulduğuna ilişkin çalışmasıydı. Bunu "Π Kartuşu"nda görebilirsiniz.

    Π Kartuşu

    Π kartuşunun içindeki sol tarafta "KHUFU" adı hiyeratik olarak yazılmış ve onun üzerinde piramiti çizilmiş; piramitin tepesinde de π yazılıdır. Bu, Smyth'ın en çok övündüğü çalışmasını gösteren semboldür. Piramitin sağ tarafında ise Smyth ve eşinin temsili bir çizimi var. Smyth orada bir teleskopla piramitin tepesindeki π'yi gözlemliyor. Onun sağ tarafında açılmış bir kilit ve onu açan bir anahtar var. Bu da, KHUFU'nun adının altındaki kilidi açtım yani piramitteki π'yi çözdüm, daha ötesinde Tanrı'nın Mesajı'nı gördüm demektir. En sağda da Smyth'ın  bu çözümü nasıl yaptığını anlatan temsili bir belge görülüyor.

    Gerisi size sürpriz olsun. Ama biri için gerçekten de sürpriz olacak!